1 Aralık 2017 Cuma

Saklama Rehberi

                                          
Besinlerin kullanım ömrünü nasıl uzatabileceğinizi biliyor musunuz? Peki ya onları ne kadar uzun bir süre boyunca saklayabileceğinizi? Eğer siz de benim gibiyseniz, birkaç temel gıda dışındaki hiçbir besin için net bir fikriniz olmadığına eminim. En basitinden, sizce elma ne kadar bir süre saklanabilir? Lezzetini, sertliğini ve tazeliğini yitirmemesi için ne yapmak gerekir? Oturup her besin maddesi için internette araştırma yapmanıza gerek yok: http://saklamarehberi.com, tüm bu bilgilere tek bir kaynaktan ulaşmanızı sağlıyor.

Türkiye’nin ilk ve en büyük derin dondurucu üreticisi olan Uğur Soğutma tarafından hazırlanan (ve tamamen ücretsiz şekilde kullanılabilen) sitede; hamur işleri, süt ürünleri, meyveler, sebzeler ve et ürünleri ile ilgili merak ettiğiniz her bilgi yer alıyor. İlk olarak, tüm bu besinlerin ideal kullanım sürelerinin ne olduğunu, daha sonra da bu kullanım süresini nasıl uzatabileceğinizi öğreniyorsunuz. Tahmin edebileceğiniz gibi, derin dondurucu kullanmak tüm gıda maddelerin daha uzun süre dayanmasını sağlıyor. Ancak, örneğin karidesi derin dondurucuda saklayabilir misiniz? Peki ya yazın aldığınız, lezzetli ve sulu bir karpuzu derin dondurucuya koyup, kışın yiyebilir misiniz? Tüm bu soruların ve çok daha fazlasının cevaplarını Saklama Rehberi web sitesinde kolayca bulabiliyorsunuz. Hepsi bu kadar değil: Sitenin “Alternatif Bilgiler” bölümünde, evde kolayca hazırlayabileceğiniz birbirinden lezzetli tarifler yer alıyor. Evde nasıl mocha yapabileceğimi, meyvelerin kararmasını nasıl önleyebileceğimi, hatta unsuz kekin nasıl yapılacağını bile öğrendim. Laf aramızda, kot pantolonların derin dondurucuda temizlenebileceğinin de haberdar oldum! (Kotu fırçaladıktan sonra bir poşete koyup derin dondurucuda 1 gün boyunca bekletiyorsunuz.  Şaşırtıcı, değil mi?)

Türkiye’nin ilk gıda saklama rehberi olan http://saklamarehberi.com, beni şaşırtacak ölçüde bir içeriğe sahip ve her birini okumaktan büyük keyif aldım. Eğer sizin de bir derin dondurucunuz varsa, bu siteyi muhakkak ziyaret etmelisiniz. Derin dondurucunuz yoksa bile gıdaları nasıl daha sağlıklı tüketebileceğinizi, ne kadar uzun bir süre boyunca saklayabileceğinizi ve basit, pratik, lezzetli tarifler ile ipuçlarını Saklama Rehberi web sitesinden öğrenebilirsiniz.
Bir boomads advertorial içeriğidir.

5 Ekim 2017 Perşembe

Düğün

Ortalama Bir Düğünün Değişmez İlk 11'i...

Düğünler, altı üstü biraz ayakta dikilip, hediyemizi takıp, pastamızı da yeyip, hayatımızdan çalınan 20-25 dakikanın telafisi adına mekandan uzaklaşmamız gereken ortamlardır. 

Fakat başkaları tarafından sürekli ortak edilmeye çalışıldığımız bu tuhaf eğlence asla o kadar kısa sürmez, ömrünüzden ömür alır. 

Yeterince iyi bir bahaneniz yoksa, "seve seve" katılacağınız bu zorlu mücadelede, rakip takımın kadrosu ise aşağı yukarı hep aynıdır. 

Bu yazımızda sizler için ortalama bir düğünün değişmez ilk 11'ini mercek altına aldık. 

Ona göre en azından oturmamanız gereken masayı, fazla muhatap olmamanız gereken şahısları bilin de hezimetle ayrılmayın sahadan...

 1. Gelinin kız arkadaşları ve bitmek bilmeyen kuzenleri :

Düğünün olduğu yere girdikleri an çıplak gözle bakılmaması gereken canlılardır. 

Üzerlerindeki sim, vücutlarına inşaat malası ile sürüldüğünden, onlara isli camla bakmanız sağlığınız açısından önemlidir.  

Düğüne gelen saplar  ile en fazla bakışma ihtimali olan, bu kız grubunun içinde en çirkin ve şişman olanıdır. 

Gelinin kız arkadaşlarıyla, kuzenler arasında da garip bir rekabet vardır. Bazı arkadaşlar, aileye kuzenden daha yakın olduklarını düşünerek, kuzenlerle "ben de bu evin bir kızıyım" dalaşması yaşayabilirler. 

Bu kız grubu kaynayan kazan gibidir. Dokunan, araya giren yanar. Düğünden sonra bütün dedikodular çevreye bunlardan yayılır.

 

2. Tek başarısı evlenmek ve çocuk yapmak olan çift :

Düğünün en tehlikeli çiftidir. Ne yazık ki her sülalade bulunurlar. Konuştukları tek konu, yanlarında getirdikleri bebekleridir. 

Hayatları boyunca, filancanın oğlu ve kızı olmaktan öteye geçmemiş düğünlerde vb sülale birlikteliklerinde isimsiz kalabalığı oluşturmuşlardır. 

Bebek yüzünden biten sosyal hayatlarının intikamını sizden almaya hazırdırlar. Daha üniversiteyi yeni kazanmış adama "Eee evlilik ne zaman? Oğlum sen de evlen artık da çocuğunu sevelim..." gibi cümleler kuracak kadar kifayetsizdirler. 

İsterler ki; bütün dünya onlar gibi evli, çocuklu ve ruhen çökmüş olsun. 

Bu çiflerin bebekleri de o kadar sevimli değildir. "Bak ablası ne kadar sevimli değil mi?" diye elinize tutuşturulan bebeği ufak bir tebessümle, tüm aile eşrafının elinde gezmesi için vakit kaybetmeden yanınızda bulunan en yakın hısım akrabaya vererek ortamdan uzaklaşın. 

Yoksa bu muhabbet, zaten hayattaki tek amacı yediğinin %40'ını dışarı çıkartmak olan bir bebeğin, alt bezini gelin/damat odasında değiştirmeye çalışan bir anneye eşlik etmek şeklinde devam ederler 

3. Düğüne zorla getirilmiş ergen kız ya da erkeler :

Bunları masaların bulunduğu en ücra köşelerde, başlarını ellerindeki telefonlara gömmüş şekilde gözlemlemeniz mümkün. 

Onlar için düğüne gelen herkes baştan banal olduğu için, Paris banliyölerinde evinizin duvarlarına bokunuzla şiir yazacak kadar bohem bir hayat tarzınız olsa dahi, size tirip atacaklardır. 

Ne faydaları, ne zararları vardır.  5-6 yıl sonra ki hallerinin, takı alanını en iyi gören masada gelini vahşi bir kaplan gibi kesen elti ile kravatı başa takmış ceketi elinde sallayarak oynayan kayınço gibi olmaması için dua ederek oturdukları yere iyice sinerler.

- Bok var getirdiler gene mınakoyim...

 

4. Yaşlılar Masası :

Düğüne genellikle dekor olsun diye getirilmişlerdir. Esasında oturmaları gereken yer, ses sisteminden ve klimalardan en uzak köşe olması gerekirken, inadına bunların dibinde konuşlanırlar. 

Sırf ses sisteminden şikayet etmek ve kalabalıktan +42 dereceye yükselen sıcaklıkta, "hep enseme geliyor" serzenişiyle klimaları kapattırıp, içeride sera etkisi yaratmak amacıyla düğün,düğün gezdiklerine eminim. 

Yaşlı teyzeler ve amcalar yanlarında oturulmaması gereken gruba girerler. Zaten yarım yamalak duyan kulaklarıyla sizin secerenizi öğrenmezse rahat edemeyecek bu gruptan, sizi kurtaracak tek cümle vardır: "Çocuğum var !" 

Evli olun, bekar olun, bu cümleyi kurmaktan çekinmeyin. Yoksa muhabbet uzayacak, "tıpta ayıp yoktur" düsturuyla hayatı yaşayan teyze ya da amca  büyük abdestinin kıvamından girerek, hastalıklarını tüm detaylarıyla masaya yatıracaktır.

 

5. Hiç kimsenin tanımadığı uzun boylu at kuyruklu eleman :

Hakikaten, kimdir bu eleman? Sadece ara sıra gözünüze takılmalarıyla meşhur olan bu eleman, düğün boyunca kendisinden kısa olan bir kaç arkadaşıyla gülüşüp, şakalaşırken görülür ve düğün bitmeden buharlaşarak atmosferde yok olur.

- Çocuğu bi yerden gözüm ısırıyor ama  - Arif'in ortağı değil mi o?

 

6. Beyaz gömlekli ve etrafa sürekli direktif veren hafif kel adam :

Genellikle orta yaşlı olup, sürekli etrafta tam olarak kime verdiğini anlayamayacağınız direktifleriyle var olan tiptir. 

Bu adamı gömleğin dışına taşmış, koltuk altı terinden anlarsınız. Tehlikeli değildir ama telaşesi çok olduğundan biraz sinirlidir. Tam bir görev adamıdır bu hafif kel adam. 

Nikah memuru düğüne geç mi kaldı, hop gidip onu diğer düğünden söker alır. Hurşit dayının uyku saati mi geldi? Hop, kel adam Hurşit dayıyı paketleyerek evine teslim eder. Masa altından içki içecekler mi var? Hop kel adam büfe ile düğün salonu arasındaki lojistik desteği sağlar, masa altını donatır. İşlevseldir. 

Tek problemi, dansa karşı nazlı tutumudur. E adam bu kadar iş yapmış, sen bi hadi dedin diye oynayacak değil herhalde. En az 4 kişinin çok ısrar edip, yaka paça kendisini piste sürüklemesini bekler. Merak etmeyin, sizle pek işi olmaz.

7. Kasap Havası Çalınmasını bekleyen gergin tipler :

Otuzlu yaşlarının başında, hafif saçları dökülmüş, aşırı sosyal mavi gömlekli adamın  liderliğinde ortaya çıkarlar. 

Bir kaç popüler şarkıdan sonra boşalan piste gelip orkestraya "kasap,kasap" diye direktif veren bu adamı gördüğünüzde, yavaş yavaş bu kavmi de tanıyacaksınız. 

Sülalenin iri kemiki çirkin kızlarını dansa kaldıranlar da aynı kavimden çıkar. Genellikle kayınço ile sıkı dostlukları vardır. Düğünlere jb sporsorluğunda katılırlar. Viskiyi kola ile karıştırmayı bu kavimin erkek bireyleri icat etmiştir. Muhabbet edin ama fazla yüz göz olmayın.

8. Götü başı dağıtıp herkesi utandıracak haraketler sergileyen meçhul akraba :

Mutlaka her düğünde var olan bir fenomendir. Kim olacağını asla kestiremeceğiniz bir süprizdir o. Orkestraya aynı şarkıyı 20 kere çaldırıp, sağa sola bulaşarak milleti kendi kareogrfisine eşlik etmeye zorlayacaktır. 

Bu tipler genelde orta yaşlı abiler arasından çıkarlar. Size salça olmakta  ısrarcı olurlarsa, en uygun kurtuluş, mekanı terk etmektir. 

Zira insan gibi vereceğiniz tepkiyi asla sallamazlar. Genelde düğünlerin sonunda ortaya çıkarlar. Gerektğinde tek başlarına oynayıp düğün kasetinin en kolay silinebilir bölümünde yer alırlar. Kasette olamayanları youtube'tan izlemek de mümkün.

 9. Düğünşinas kız :

Her düğüne gitmesiyle meşhurdur. Gelinin kız arkadaşları ve bitmek bilmeyen kuzenlerinin manevi ablasıdır. Düğündeki tüm kızları genellikle bu yönlendirir. Tüm hısım akrabayı tanır ve kafa karıştıracak bir şekilde hepsiyle uzaktan akrabadır.

 Facebook profilindeki fotografların %90'ı düğünde, nişanda, kınada çekilmiştir. Genellikle yaşça büyüktür. Düğünlere ya tek başına yada annesi ile birlikte katılır. Annesinin suratındaki "Kazık kadar oldu hala birine çakamadık" ifadesi bakidir. 

Düğün-şinas kızın esas uzmanlık alanı kınadır. "Yüksek yüksek tepeleri" en yanık o söyler. Hiç evlenmemiş olmasına rağmen, kahve tepsisi ilk kime tutulur, erkek bohçasına ne koyulur gibi konularda ihtisası vardır. 

Oynamak için her yerinden kalktığında muhakkak birine direktif verir. "Büşra çok kıvırıyorsun bak, annen fena bakıyor!" şeklinde pistle, masalar arasındaki iletişimi sağlar.

 

10, Sürekli tek başına göbek atan koca götlü hanım ablalar :

Genelde kilolu olup dominant karakterlidir. Düğünlere eşsiz gelmeleri en bilinen özellikleridir. Bu hanım ablalar kimseden çekinmezler. Pek çok erkeğin hayatında gördüğü ilk kıllı kadın bacağı bunların kidir. 

Selametiniz için bulaşmayın demiyeceğim, o zaten gelip sizi bulacaktır.

 
11. Natural Born Görümce :

İşte düğünün en tehlikeli varlığı. Yadırganmayacağını bilse gelinlik giymekten dahi çekinmeyecek tek kişidir, görümce. 

Onu her yaş gurubunda kolaylıkla farkedebilirsiniz. Zira en ağır dekolte, en abartılı saç ve makyaj ondadır. Hayatına pembe gelinlikli küçük nedime olarak başlar. Boyundan büyük laflar eder. Ergenliğe girdiğinde, isyankar yapısı nedeniyle düğünlere gelmez, bu uğurda ailesini karşısına almaktan çekinmez. 

Gözü yükseklerdedir. Sülalede fazla sevilmez. Düğün boyunaca gelinin dibinden ayrılmayarak, kim ne taktı, gelinin ailesi ileride büyütülebilecek ne gibi laflar etti, kim gergindi, kim çok neşeliydi gibi bilgileri hafızaya atar. Takı töreni tamamlandığında hazineye el koyar. Gelinin arkadaşlarının ve bitmek bilmeyen kuzenlerinin baş düşmanıdır.

22 Ağustos 2017 Salı

Kullanım Kolaylığı ve Estetik Bir Arada

Derin dondurucuların faydalarını anlatarak zamanınızı almayacağım, uzun süreli gıda depolama için başka bir seçeneğin olmadığını zaten biliyorsunuzdur. Henüz bilmiyorsanız da, bu yılki Kurban Bayramı’nda öğreneceksiniz zira etleriniz buzdolabı içerisinde en fazla bir hafta dayanacak! Yani ister et, isterse de diğer gıdalar için uzun süreli depolama yapmak istiyorsanız, bir derin dondurucu kullanmanız gerekiyor. Bu bakımdan iki seçeneğiniz var: yatay ve dikey derin dondurucu modelleri. Yatay olanlar bir sandığı andırıyor ve kapakları üst kısımda yer alıyor. Dikey olanlar ise aynı bir buzdolabı gibi: Kapakları ön kısımlarında bulunuyor ve (isminden de tahmin edebileceğiniz gibi) dik şekilde kullanılıyorlar. Ben, tercihimi dikey derin dondurucu modellerinden, hatta daha net söyleyecek olursak, UED 5170 DTK A++ modelinden yana kullandım.
                                                               
Neden derseniz, her şeyden önce Uğur Soğutma markası güven veriyor. 60 yılı aşkın bir süredir derin dondurucu üretiyorlar ve bu nedenle benzersiz bir uzmanlıkları bulunuyor. Unutmayın, bu cihazları on yıllar boyunca kullanmak için alıyorsunuz ve he sağlamlıkları, hem de servis ağlarının yaygınlığı önem taşıyor. Uğur Soğutma, her iki bakımdan da beklentilerimi fazlasıyla karşılıyor. Gelelim tasarıma: UED 5170 DTK A++, dikey bir derin dondurucu modeli. Ben bu tasarımı seviyorum zira kullanması daha pratik geliyor: Aynı bir buzdolabı gibi rahatça kullanabiliyor, hatta buzdolabının yanına koyarak uyumlu ve estetik bir görünüm elde edebiliyorsunuz (ben öyle yaptım, tavsiye ederim).
UED 5170 DTK A++ yalnızca 46 kilo, yani kimseyi çağırmama gerek kalmadan bir köşeden diğerine kolayca taşıyabiliyorum. İç hacmi 170 litre, sadece benim değil, komşularımın gıdalarını bile depolamaya yetiyor! A ++ enerji sınıfında olduğu için, neredeyse hiç elektrik harcamıyor. En sevdiğim özelliği de, elektrik kesintilerinde bile içindekileri 15 saat boyunca korumaya devam edebilmesi oldu. Sık sık kesinti yaşanan bir yerde oturuyorsanız, emin olun bu özellik çok işinize yarayacak. Satın almak için https://satis.ugur.com.tr/item/ued-5170-dtk-a/100028 adresini kullanmanızı tavsiye ederim, peşin fiyatına 12 taksit yaptırarak kredi kartınızla alabiliyorsunuz. Geniş iç hacimli, dayanıklı, pratik ve uygun fiyatlı bir derin dondurucu arıyorsanız, UED 5170 DTK A++ modelini gönül rahatlığı ile tavsiye ediyorum.
                                     
Bir boomads advertorial içeriğidir.

11 Haziran 2017 Pazar

5 Haziran 2017 Pazartesi

Eski bir dost

Dua ile sukut ile can ile canan ile sana olan bağım sen istediğin sürece kopmayacak bunu bilesin. Her ne kadar seni aramasam da sormadam da çevreden gelen bir iki haberle senden haber alıyor olmuş olsam bile bu bana mutluluk veriyor. 


Seneyi tam olarak hatırlamıyorum. Sırf seninle buluşabilmek için İstanbulun en uzak yerinden Pendikten trene atlayıp Eminönüne kadar gelmiştim. Eminönünde buluşup Süleymaniye camiisinin yanındaki lale çay bahçesinde oturmuş sohbet ederken bulmuştuk kendimizi. Seni ve beni. 3 saatlik yoldan gelmeme fazlasıyla değmişti. Sohbetin , güleryüzlülüğün , hakikatin ve aşkın. 


Devinimlerimin olduğunu bile bile , eşcinselliğimden korkmayan sayılı kişiler arasında yerini almıştın çoktan. Beni sana bağlayanın ne olduğu hakkında bir fikrim yok. Açıkçası arada bir fikir geliyor olsa da bertaraf etmekten geri kalmıyorum. Çünkü bunu sana karşı bir silah olarak kullanacağım. İleride devinimlerime yön verecek olanın bu duygunun olmamasını istediğimdendir. 


Lale çay bahçesinde içtiğimiz çayın tadını sayende unutamasam da , aynı günün akşamında hiç bilmediğim daha önce adını bile duymadığım ve istanbulun neresi olabileceği hakkında bir fikrimin olmadığı bir yere gittik seninle. Sanıyorum bayrampaşa ya da gaziosmanpaşa taraflarıydı. Evin oradaydı.  Kar şiirini o zamanlar ilk daha yeni yazmıştın. "Kar gibi olmalı insan" diye başlıyordu. Bu cümle o kadar içimde kaldı ki. Ne demek istediğini daha sonra anladım. 


Evinde otururken , kendi evime gitmek gibi bir lüksüm yoktu. Korkmuyordum. Güveniyordum sana. O gece , bana sarıldığında. Beni kucakladığında. Bana merhametini gösterdiğinde içimdeki "uzakta kalmış baba " sendromunu sen de görmek istemeyip ağlatmıştın. Sana ne demeliydim bu saatten sonra bilmiyorum. Abi, baba , amca, uzak akraba.. bir tanım bulamadım. Sana siz demekten başka bir şey diyemedim.


Sabah uyandığımda senin odanda yatarken kendimi Kazım Koyuncunun gidiyorum şarkısını dinlerken buldum. Gece, bütün gece sanki onu dinlemişim gibi. İlk defa duyduğum şarkıyı sabah tekrarlamaya başladım. 


Çok değişiktin. Herşey doğal görünümdeydi. İtiraz etme hakkım yoktu. Kızamıyordum. Bağıramıyordum. Şaşkınlığım tavan yapmış bir şekilde etrafımdan senin hakkında duyduğum alalade cümlelerin aksine bambaşka bir insandın. O gün eve yine gitmedim. Seninle rehberlik merkezine gitmiştim. Seni tanımak seni bilmek için. Neler yaptığını neler yiyip içtiğini bilmek görmek istedim. Odanda bir sandalyeye oturup bütün gün gelen gideni izledim. Herkes sana saygı duyuyor. Herkes seni seviyor. Herkes sana birşeyler soruyor. Sense bilgisayar başında birşeylerle meşgulken bozulan bilgisayarını düzeltmeyle uğraşıyordun. Bana söylediğinde ben de yapamadım. Ama o kadar candan istemiştim ki. İşte işi düştü kendimi gösterme zamanı diyerek hararetli bir şekilde gidip baktım. Ama ne yazık ki bilgisayarın neyi olduğunu ben de anlamamıştım. 


O gün , arkadaşlarınla bayrampaşa da bir parkta akşam mangal yaktıkları yere gitmiştik. Ben sessiz sedasız bi köşeye oturmuştum. Tek tanıdığım sendin ama seni de serbest bırakmıştım arkadaşlarınla konuş diye. Ben otururken arada bana sesleniyordun , et yemeyi pek sevmediğimden sürekli o kokudan uzak kalmak istediğimden olsa gerek sadece sana gülümseyip senin hareketlerini izliyordum. Ne kadar doğal, içten, müptezel bir insan olabileceğini. Etrafımdaki arkadaş dediğim insanların tek düşüncelerinin erkek gördüğünde apış aralarını düşünmesi o an benim ben bunları hak edecek ne yaptım da H.K. gibi birisini bana gönderdin Allahım demek geliyordu içimden . 


Sana bakıyorum , ama seni bi köşeye koyamıyorum. Kategorize edemiyorum. Sevgili desem, yok bu çok abartı olur. Arkadaş desem daha dur nereye diyorum. Abi desem hiç alakasız. Öğretmen desem orda biraz bekle. Senin öğretmen kimliğinin bana geçmesini istemediğimden bunu yapıyorum. Baya zorluyorum kendimi. Bana birşey öğreteceksen bunu öğretmen olduğun için değil öğretmen istediğin için öğretmen gerektiğini düşünüyorum. 


O akşam da sen de kaldım. Ertesi sabah döndüm eve. 


Akşamında seni aradığımda Edirneye gidiyordun. Ben gidiyor diye üzülürken sen "gel" dedin. Hiç düşünmeden kendimi esenler otogarında edirne arabasına binmiş edirneye yola giderken buldum. Edirneye hayatımda hiç gitmemiştim. İlk defa senin sayende hem Edirneye gittim , hem de Edirne ciğer kavurması yemiştim. Kendimi sorgulamama bile fırsat vermiyordun. Sürekli senin benimle ilgilenmen çok hoşuma gidiyordu. Aradığım mutluluk , aradığım özgüvenin hepsi sen de vardı. Açıkçası benim de seni bırakmak gibi bir düşüncem yoktu. 


İstanbula döndüm. Sana bir hediye hazırlamak istedim. Bir hediye vermek istedim. h......k.....com un bütün haklarını 1 yıllığına üzerine alarak web siteni yapmak istedim. Elime yüzüme bulaştı orası ayrı. İlk logonu da ben yapmıştım. Sana hediye olarak. Sonra haklarımdan düştüm. Websitesini senin adına senin tanıdığın birisine verdim. Şu an ismi aklıma gelmedi. Bu galiba seninle yaşadığım benim sana verdiğim ilk ve son hediyemdi. 


Bana seni sorsalar. Aklıma gelen o kadar uyuz ve sinir bozucu cümle varsa hepsini birleştirir "aha bu H.K." derim. Bunların hepsi sana olan aşkımdan , seni kıskandığımdan çıkar onlara karşı. Seni övmeyi istemem. İnsanın seni yaşaması gerek. Ki sen en iyilerine en güzellerine layıksın. 


İyi ki varsın. 

2 Haziran 2017 Cuma

Hatam nerde?

Bir abim var. Emin olduğum tek şey onu sevdiğim . Hem de fazla aşırı güvenle onu çok sevdiğim gerçeği. Bu kimsenin beni sorgulaması gerektiği anlamını taşımıyor. O z derken ben daha yeni yeni a'yı anlıyorum. Ve bu konuda acaip bi şekilde kendimi suçluyorum. Onun üzülmesi ve kızmasını istemiyorum fakat bir şekilde nasıl oluyorsa sinir ve stres tavan yapıyor. Onun yanında olmak isterken , nabza göre şerbet vermeyi isterken ben o bana habire bir fırça atma , kızma durumuna giriyor. Bu da beni üzüyor. Kendime fırça atıldığı için değil , onun kızması beni üzüyor.